Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yılbaşında Ne Yapacaksınız?

Yıllar yıllar önce bu soruyu duyduğum zaman ne yapmalıyız ki acaba diye düşünürdüm.
Market kasalarında ki upuzun kuyruk ister istemez bir şeyler mi almalı acaba hissi uyandırırdı.
'Senede bir gün canımmm onu da boş boş mu geçirelim' diyen sesler işitirdim.
Yılbaşının ertesi günü yollarda konfetiler falan patlayacağını, etrafın rengarenk balonlarla dolacağını hayal ederdim.
Çünkü düşüncemi değiştirecek sözler duymamıştım hiç.
Yıllar geçti artık.
Hala aynı soruyla karşılaşabiliyorum.
Aklımda hala renkli balonlar ve konfetilerin ışıldayan görüntüsü beliriyor.
Bilinçaltım ve duyduklarım görüntülerimi netleştirmeme yardımcı oluyor.



Yine de büyümüş ve artık bazı şeylerin farkına daha net varmış olmama rağmen arkadaşlarımdan ve çevremden bu soruyu ilk duyduğumda gözlerim açılıverir.
Yılbaşında ne mi yapılır?
Her zaman olduğu gibi akşam yemeği yenir
Hatta o gün mümkünse televizyon izlenmez
Uyunulur,
Senenin ilk gününün diğer günlerden farkı yokmuşçasına hayata devam edilir.


Taare Zameen Par

Bir insan başka bir insanın hayatında ki mucizevi etkilere sebep olabilir.
Bir insan hiç tanımadığı bir insan için fedakarlıklar yapabilir.
Yada bir insan sadece insanları, hayatı, insana insan gibi davranmanın doğuştan farkında olabilir.
Birine bir şeyi öğretmenin zor olsa da keyif veren doyurucu bir duygu olduğunu ise çoktan biliyor olabilir.

Yani aslında daha neleri ve nice güzellikleri barındıran körelen duyguları barındırıyor olabiliriz.
Biliyoruz.
Ama uygulamıyoruz.
Film hakkında konuşmamak için kendimi tutuyorum, gerçekten.

Uzun zamandır hiç bu kadar güzel bir film izlememiştim! desem yeri.
Artık Hint filmlerini izlemeye resmen giriş yapmış oldum.
Muhteşem bir başlangıç oldu benim için.


Film için yayınlanan özet şöyle;

Harfleri sayıları algılama problemi yaşayan Ishaan çevresi ve ailesi tarafından tembel geri zekalı muamelesi görür. Çalışmayı öğrenebilmesi için yatılı okula verildikten sonra tanıştığı resim öğretmeni ile değişen hayatı ve başarısını anlatan bir film. I…

Hızlı Okumak da Neymiş?

Kendi kendime yakındığım şeydir -yavaş olmam.
Bazen, aman hallederiz-lerim
Bazen, sonraya kalsın-larım
Bazen de, şu da şöyle bir köşe de dursun nasıl olsa okurum diye aldığım kitaplarım.
Her şey oluyor bir şekilde ama ben en çok okumak için bekleyen ve elime aldığımda da bir türlü bitmek bilmeyen kitaplarıma üzülüyorum.
Okunmaktan değil de etrafta dolaşmaktan dolayı eskiyorlar.


Daha önce hızlı okuma çalışmalarım elimde patlamış, bir türlü hızıma hız katamamıştım.
Kitaplarla sürekli dur kalk yapınca, geriye dönüp hatırlamak zorunda kalmıştım.
Hızlı okuma kursu diye bir şeyin olacağı aklımın ucundan geçmezdi haliyle :)
Varmış.
3 hafta 6 gün süren bir eğitimin 6. gününü bugün tamamlıyoruz inşallah.
Okuma hızımda ilerleme oldu.
En önemlisi odaklanamıyordum,
Farkında olmadan aklımdan milyon tane soru geçiriyormuşum, odaklanınca okumanın daha keyifli olduğunu fark ettim.
Odaklanmak cidden önemli.
Mesela namazdayken de aklımıza gelmemesi gereken bir çok düşünce, sorular, metinle…

Mucizevi Mandarin

Kitabı elime alana kadar hep farklı şeyler hayal etmiştim.
İçinde bu kadar hüzün, merhamet, şefkat gibi duyguların yoğun olacağını hayal etmemiştim.
Umduklarımın tersi olduğu için midir bilmem ama anlatılan öykü'leri sevdim.
En sevdiğim şey, üzerimde geçici de olsa bir etki bırakması oldu tabi...

Ama yine de spoiler içeren düşüncelerimi söylemeden rahat edemeyeceğim ^^ Öykülerden birinde, tek gözünü kaybetmiş ve hayatını İsviçre de sürdüren fakat sevgilisi tarafından terkedilmiş bir bayan.. Ona acıdığını, şefkat gösterdiğini düşünen sevgilisi ile en sonunda yollarının ayrıldığı bir öykü anlatılıyor. Tek gözü görmediği için etrafında ki insanların ona acıdığını düşünmesine üzüldüm. Durumu biraz içselleştirmiş olsam da, başımıza bir şey geldiğinde olabilecek en kötü şeyin başımıza geldiğini düşünüyoruz ya... düşünmememiz lazım aslında :) Acınacak, ezilecek durumda olan değil de, daha güçlü kendini dünyadan soyutlamamış, olaylar karşısında yenilmemiş bir karakter okumak isterdim. B…

Aslında Her Şey Güzel

Bazı zamanlar günün nasıl geçeceği sabah uyanır uyanmaz belli oluyor.
Yorgun uyanmışsam
Sonra daha çok yoruluyorum
Sakarlıklarıma diyecek lafım kalmıyor öğlene doğru,
Öğleden sonra artık günün gidişatı beni şaşırtmıyor.
Sakarlık ötesi sakarlıklar
Unutkanlıklar
Yorgunluktan gözlerin çökmeye başlaması
Artık ikindi ezanından sonra gün bitsin diye sızlanmaya başlıyorum.
Sonrası daha vahim çünkü.
Bir genç kızın dramını seyrederken
Tam o sırada bir çiçek geliyor, hıh diyorum, yine yanıldın, artık şaşırma vakti :)
Sonra gelen kişi benim adımı söylemiyor ya, yok öyle biri kardeşim! :) diyesim geliyor.
Sonrası malum.
Yağmur yağıyor, ıslanıyorum.



Not: Minyatür kıza internette gezinirken rastlamıştım, kendisi Özlem Akın'a ait  fakat şuan tam olarak benim görüntümü yansıtıyor ^.^

Gülzar-ı Aşıkan

Bazı mekânlar vardır,
Dışarıdan baktığımız ya da kendimizi içinde bulamadığımız zamanlar sadece dışarıdan görüntüsünü görür, 'evet güzelmiş' der geçeriz.
İçine girene kadar içeride ki o huzuru hissedemeyiz.
Sanatın farklı dallarını görüp, estetiğin islâmi çizgilerle buluştuğuna şahit oldukça alınan lezzet bir diğerinden mutlaka farklı oluyor.
Mesela daha evvel Ebru sanatının icra edildiği bir atölyeye girmemiş, orada bu işi ciddiyetle yapan insanların varlığından habersiz yaşamışım.
Kendimi bu lezzetten mahrum bıraktığım gibi; görmeye, öğrenmeye bile çalışmamış, eksik kalmışım.

Ham olmak, yanmak, sonra pişmek, düşündüğümden daha uzun uzadıya çabalar sarf etmek, emekler harcamak demekmiş.

Ebru suyun rüyası, derler.
Gerçekten öyleymiş.

Evet, beni bu düşüncelere götüren bir mekânın varlığından yeni haberdar oluyorum.

Ve tabi ki bunu üzerime bir borç bilerek paylaşmak istiyorum :)


Duygu Orak Kiraz hanımın atölyesine, reyhankokulumutfağım ve meldenotlar-musmutludükkân ile gitm…

Evliliğe Hazır Olmak Mı?

Hep duyarız ya hani, eskiler çok fazla kullanmaz ama bizim nesil çok kullanıyor.
''Evliliğe hazır olmak?'' durumunu.
Evliliğe hazır olmak diye bir şeyi kim uydurdu çok merak ediyorum.
Bir insan nasıl hazır olabilir ki, bunu günler öncesinden düşünmesi falan mı lazım.
Yani karşısına henüz kurbağa çıkmadan.
Hayır o değil kurbağa gelse
Öpsem de prense mi dönüşse yoksa öylece bakışsak mı, bu fikre kendimi nasıl hazırlayabilirim ki diye düşünmeye başladım.



Bazı adımları atmak zor
İnsanın ayakları ileri gitse de bunun sonu nereye gider acaba diye düşünebiliyor
Bir anda aklından milyon tane soru geçirip sadece bir kaçının cevabını sesli söyleyebiliyor
Her şey iyi hoş, seyrinde derken bir anda durum değişiyor
O zaman evliliğe hazır olmak diye bir şey yokmuş, diyebiliyorum
Bunu kim uydurdu gerçekten çok merak ediyorum :)
Yada diyelim var, bu sorunun cevabını kimler biliyor.
Ben onu da çok merak ediyorum :)

Kafası karmançorman bir dünyaya kapılmış Yasemin'den nağmel…

Kahve İyi Gelir

Bu kahve, bol köpüksüz bir yorgunluk kahvesi.
Günlerin ayların yorgunluğu ve gerginliği üzerimdeymiş meğer.
Rahatladım.
Hem sadece gönlüm sende diyen pembe gül de değilmiş,
Pembe kutulu çikolata da aynı anlamı taşıyormuş.
Yeni öğrendim :)


Çok garip şeyler oluyor. Benim bol köpüksüz ve bir türlü pişmek bilmeyen kahveme -çok güzel olmuş, diyebilen biri çıktı. Ona, hala emin misin? diye sormak artık yeni görevim :)


Mütevazi Olamama Sanatı

Geçen gün iş yerinde koridorda bir bey ile karşılaştık,
Bir arkadaşımızı sordu ama öyle mütevaziydi ki, hayran kaldım kendisine.
Mütevaziliğin yaşça büyük bir insanda ne kadar zarif durduğunu görmemiştim uzun zamandır.
Görüşmek istediği kişiye ulaştık, beklerken bir şeyler ikram etmek istedik falan derken beyefendi amcanın büyük bir şirket sahibi olduğunu öğrenince, kendisine bir kez daha hayran oldum.
Demek ki insan nasip çerçevesinde istediği her kimliğe bürünebiliyormuş.


Hani bazı insanlar vardır,
Hayatta sadece bir şey olmuş,
fakat aynı anda bir çok güzel karakteri üzerinde bulundurup çok büyük bir şey olduğunu düşünen,
Aslında kendine bile yetemeyen insanlar.
Onlar bazen mutsuzluk sebebi olabilir.
Davranışları onun daha iyi bizim daha kötü olduğumuzu hissettirir.
Halbuki öyle değildir.
O sadece bir şey olmuştur, belki iyi bir meslek sahibi..
Daha güzel özellikleri vardır ama etrafınızda sürekli bu özelliği ile tanındığı için biz onun sadece -bir şey- olduğunu biliriz.…

Bir Yaşıma Daha Girdim

Rahmetli Müslüm Gürses'in şarkısıyla uyandım bugün.
''bugün benim doğum günüm....'' diye başlayan bir şarkısı var ya hani, o şarkısıyla..
Tabi ben o şarkıyı söylemeden önce odamı neşeyle dolduran güzellikler (anne, abla ve onun yavrusu) vardı.

İş yerine geldim, esas oğlandan (mecazi anlamda *.*) hala ses yok ama sağolsun tumblr bugün bir yaşına daha girdiğimi,
Sevgili iyi-kötü gün dostu Google bugün benim doğum günüm olduğunu,


Ve fikirlerimize kulak veren fikrimühim'in yeni yaşımda hesabıma puanlar yüklediğine şahit oldum.
Kendilerine ve bilumum alışveriş sitelerine, kullanıcı hesaplarına teşekkürü borç bilirim.
Eksik olmayın ^.^
Gün bitmiş sayılmaz tabi fakat benim yarın için birileri üzerinde uygulayacağım deli dehşet planlarım var :)

Her şey bir yana, bazı kelimeler bir araya geldiğinde güç veriyor insana.
Ya da, neyi kimden beklediğini tekrar hatırlatıyor.
Aynı, ''umma ki küsmeyesin'' cümlesinde ki gibi..
Bir yaşıma daha girdim ama,…

Yabancı Misafir

Dilinden anlamadığım bir insana yol tarif ederken az çok sıkıntı yaşar terler dökerdim.
Dilinden anlamadığım bir insanla konuşamadığım için konuşmak zorunda olmaktan korkardım.
Böyle sebeplerden ötürü,
Dilinden anlamadığım bir insanla ortak bir alan paylaşabileceğimi hiç düşünmezdim.

Bir günlüğüne misafir olabileceğini düşündüğüm yabancı konukla bir hafta boyunca iş yerinde aynı odayı paylaşacağımızı öğrendiğim zaman tabi ki öncelikle 'aaaa nasıl yani' :) dedim.
Oda da küs gibi otururuz diye düşünmüştüm.
Yine düşündüğüm gibi olmadı.
Yaşı itibariyle amca konumunda olduğu için, misafirimize karşı evin küçük kızı mesaimi iş yerinde de devam ettirebildim.
Ve her şeyden önce -çay muhabbettir, diyerek başladık.
Strong tea'sini eksik etmiyorum :)

-Good morning dediğinde günaydın
-Teşekkür ettiğinde, rica ederim diyerek şaşırmasını ve bir kaç kelime dahi olsa Türkçe konuşmasını sağlıyorum :)
Oda bana Almanca öğretmeye çalışıyor, herkes dilinin öğrenilmesi derdinde ^.^

Geçe…

Hoşgeldin Ekim Ayı

Kendimde yeni bir şey fark ettim.
Yazamamamın nedenini tembelliğe bağlayıp onun arkasına saklanıyormuşum.
Tembellikten diyerek geçiyormuşum, aslında öyle değilmiş.
Uzun zaman yazamamamın nedeni duygularımla alakalıymış,
Kalbim odaklandığım şeylere sınır koyup çizgimi aşmama mani oluyormuş meğer, henüz fark ettim.
Duygu yoğunluğu, yeni bir şeylerin başlangıcı gibi şeyler insanın zihnini çok fazla oyalıyormuş.
Hayal kurmak yarına dair olan ümidimizi,
Ümidimiz de inancımızı tazeliyormuş.
Ben uzun zamandır da hayal kurmadığımı fark ettim.
Zamanın hızlı geçmesinden çok nasıl geçtiğini hatırlayamama kısmından korkuyorum.
O yüzden zaman farkında olarak geçsin istiyorum.
Yada zaman şimdi dursun ben farkında olmaya başlayınca geçmeye başlasın istiyorum.




Hakkımda ki Gerçekler

Aslında insanın kendisi hakkında ki gerçekleri, esas gerçekleri anlatması zormuş. Ben kendimi anlatamıyorum, belki de o yüzden öyle geliyor ama yine de mimleri seviyorum :)

1. Memleketi Erzurum, fakat doğma büyüme Ankara'da yaşayan bir garip yaseminim...
2. 23 yaşımın son demlerine gelince bu yaşı söylemenin ne kadar güzel olduğunu fark ettim.  3. Biraz dikkatsizim.
4. Çok kararsızım.
5. Bazen önemsiz gibi görünen şeylere çok fazla önem verebiliyorum.
6. Hassas olduğum konularda hassasiyetle yaklaşmasını ama bunu beni tanıyan insanların ben söylemeden yapmasını bekliyorum :)
7. Büyük bir hayal dünyasında yaşadığım söylenebilir.
8. Hayal kurmayı çok severim, umutlu olmanın güzelliklerini hatırlatır.
9. Bir şeyi ya çok sever ya da hiç sevmem. Sonrasında sevmek için çaba harcasam da sonuç aldığım pek görülmez.
10. Yaptığım ve yanlış olduğuna inandığım şeyler var hayatta, mesela bir insana güvenmenin ama karşılığında ısrarla o güvenin boşa çıktığını görmek gibi.
11. Hayatın telaşın…

Tembel olmak mı?

Tembelsin deseler, inanmam, inanmak istemem, kabul etmem!
Ama, tembelim galiba? diyebiliyorsam, inanırım.
Cidden doğrumu söyler içimde ki ses diye düşünürüm.
Önce tartar, ölçer, biçerim.



Evden çıkmak istemeyişim,
yemek bittikten sonra sofrayla uzun uzadıya bakışmalarımız,
bulaşıkları toplayıp çöpe atma isteği
hatta evde plastik tabak bardak kullanalım biz! düşünceleri
elime aldığım kitabın kapağını inceleyip sonra tekrar yerine kaldırışım
falan gibi bir çok belirtilerim var.
Hatta canım tatlı istiyor ve ben mutfağa girmiyorum! olacak şey değil :)

Yine de tembelliğin yanında kendime yeni bir teşhis koydum.
Geçici tembellik hastalığı sevdiklerini görünce geçer bunalımı ^.^



İffet-i Kalp

Kitaplarımı kırıştırmayı, altını çizmeyi pek sevmezdim ama bu kitabı elimde kalemle okudum.
Daha sonra açıp tekrar okuduğumda hayranlığım iki kat artacak, biliyorum. Çok sevdim..
Hem Nuriye Çeleğen anlatımını hem Hz.Meryem'i, Zekeriya peygamberi ve Hz. Yahya'yı...
Şiir gibi ilerleyip, Çok tatlı bir etki bırakıyor insanda.  İlerledikçe geriye döndüm, tekrar tekrar okudum çoğu satırı...  Hem hüzünlenip hem imrenince daha farklı oluyor bıraktığı lezzet.


İşte böyle insanı düşündüren güzel satırlar var bu kitapta...
''...Her musibet bir hazineydi..'' Musibeti hazine olarak görüp ondan kendine paylar çıkarmak büyük bir erdem. Ve tabii daha fazlası..


Uzun zamandır elime kitap alamıyordum, bu kitap o ruh halimin üzerine çok iyi geldi.
Bir the_syhn tavsiyesi
Ve Mel'den notlar hediyesi olan bu kitabı okumak gerçekten çok güzeldi
Kendilerine teşekkürü bir borç bilirim :)

Şiddetle-ısrarla tavsiye ettiğimi söylemeye gerek yok sanırım ^.^


Küsmek mi?

Yasemin nasılsın?
Neden uzun zamandır yazmıyorsun?
Yoksa canın mı sıkkın?
Yaz mevsimine falan mı küstün? diyen yok

Suluhan cumartesi günleri açık mı?
Akşam kaça kadar açık?
Suluhan da neler var?
Soruları gelsin bana.

Çok küsesim var her şeye



Bir şeylere yetişemediğimi, hayatın telaşına kapıldığım da kaçırdıklarımı gösterdiği için Bazen de zalimce, ''bak artık daha hızlı ilerliyorum'' dediği için, En çok da zamana....

Ankara'lılar Buluşuyoruz

Hem de workshop'da :)
Elimde bir şeylerle uğraşırken komşularla, arkadaşlarla oturup çay içmeyi, iş yaparken sohbet etmeyi seviyorum.
Bu sezonu genelde kış mevsiminin başlarına doğru açıp yaz mevsiminin sonlarına doğru kapıyoruz.

Şimdi bu fırsatı komşularla değil de, blogcu, instagramcı dostlarla yakalayacağımız söyleniyor.
Tabii kaçırmam.
Melike'nin Musmutludükkan Workshop'unda buluşacağız inşallah.
Keçeden yaptığı o güzel hayvan figürlerini nasıl yaptığını öğrenirken hem tanışıp hem de sohbet etme imkânını yakalamış olacağız.
Bu tarz etkinliklerde daha samimi ve sıcak ortamlar oluşuyor.
O yüzden kaçırdıklarıma üzülmüşümdür hep
Siz de üzülün istemem ^^
Hem ayrıca artık tanışma vaktimiz gelmişti :) Eğer katılmak istiyorum derseniz Melike hanım yakın zamanda gerçekleşecek olan workshop hakkında detaylı bilgiyi duyuracağını söyledi. Amaç, duymayanlara duyurmak :) Musmutludükkân instagram adresine buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Benim instagram hesabım ise burada :)…

Elma ve Selma

Açıkçası filmin ismini ilk gördüğümde konusu az çok gözüm de canlanmıştı ama helallik kavramının içinde geçeceği bir film olacağı aklıma gelmemişti.
Bir önce ki yazı da bahsettiğim İran yapımı filmde çok fazla detay verince bu defa detaylardan kaçındım.

Din öğrencisi olan genç adam şehirden uzaklaşıp ailesinin yanına gelir. Annesinin evlenmesini istediği halasının kızı ile görüşecektir, evden yola çıkar fakat bir şekilde yolu yönünü değiştirir.
Bir bahçeden geçerken ezan okunduğunu fark eder, abdest alır ve namaza başlar.
Gölgesinde namaz kıldığı elma ağacından bir tane elma düşüverir.
Genç adam o elmayı ısırır ve artık her şey aslında o dakikadan sonra başlar.


Filmin için de gencin tepkisine hayret ediyorlar, aslına bakılırsa ben de hayret ettim :)
Gerçekten var mıdır bu zaman da bu devir de böyle insanlar diye de düşünmeden edemedim.

En sevdiğim sahne ise...

''Tekrar tekrar okuduğun Ayet-i Kerime neydi?'' sorusuna genç adamın cevabı,
Selma'nın, benim için …

Allah Yakındır

Rıza, köyünde aklı başında olmayan biri olarak bilinir.
Bozulan ana yol da motorsikleti ile taksicilik yapmaya başlar.
Ve bir gün köyün yeni gelen öğretmenidir yolcusu.
Rıza öğretmen hanıma ilk görüşte aşık olur.
Ama ne aşk...

Rıza'yı divane edecek türden. Her gün heyecanla yolunu gözleyecek kadar çok...

Rıza bozuk olan yol da öğretmeni her gün evinden alıp okula getirmek için görevlendirilmiştir artık. Bu görev ona verilmese bile o bu işi kendine görev edinir. Bir gün Rıza öğretmeni evinden alır. Okula giderken yolda motorsikleti bozulur. Öğretmen hanıma yaklaşır, motorunu tamir edebilmek için tokasını isteyeceği sırada öğretmen hanımın ürkek tepkisi karşısında Rıza'nın dilinden bir şiir dökülür, ''Yüreğim kanıyor... Ama, heyhat! Bu yaraya merhem yok!''
Öğretmen hanım sakin tavrıyla, Hafız'ın şiiri der.
Ve Rıza cevaplar
Hayır. Bu şiir Seyid Yahya'nın...

Verdiği tepkinin ardından
Öğretmen hanım devam eder, ben de üzüntülü anımda bir şiir okuyoru…

Duygularla Yaşamak

Bazen bazı duygularımı birilerinin alıp götürdüğünü,
Ya da bir daha karşılaşmak istemediğim yerlerde unuttuğumu düşünüyorum.
Her şeye sevinebilen biri olarak her şeye üzülemediğimi fark ediyorum
Annem, sende ki şu rahatlık bende de olsaydı keşke derken sanırım bundan bahsediyormuş.
Her şeye üzülmediğim gibi üzüldüğüm şeylerde de üzüldüğümü belli etmem çünkü.
Üzüntümü paylaşmayı istediğim, beni anlayacağına inandığım insanların bilmesini isterim sadece
Ben böyleyim, oh ne güzelim diyemiyorum.
Bazen çok mu duygusuz görünüyorsun diyorum kendime



Birilerinin ayağının her taşa takıldığında suratını asıp yanım da oturması rahatsız ediyor
Yada başı dara düşünce ah ben öleydim vah ben şöyle yapaydım demesi gerçekten enerjiyi yıkıp götürüyor.
İnsanların içlerine girmeye çalışsak herkesin öyle türlü türlü derdi var ki,
Hatta daha doğrusu imtihanı
Bilemiyoruz o yüzden
Hangimizin imtihanı diğerine göre daha büyük
Herkesin derdi kendine de demiyoruz
Ayrıca yok yani, gerçekten pespembe bir…

Hayat Çok Garip

Dört kız evlada sahip olan bir baba erkek evlat istediği için tekrar evlenir.
İkinci defa evlendiği eşinden doğan ilk çocuk erkektir.
Lâkin bu durumu kıskançlıkla sonlandıran üvey annenin, henüz üç aylık olan bebeğin yüzüne kimyasal bir madde atması sonucu minik bebeğin gözleri görmez olur.
Dahası, vefat eden babanın ardından, henüz iki yaşında olan bebeğin öz annesi tekrar evlenebilmek için bebeğini diri diri toprağa gömmek ister.
Bebek köylüler tarafından kurtarılıp, halasına teslim edilir.
Ve bu bebek 9 yaşında hafız olur.

Ne acı bir hikâye değil mi.

Kani Karaca'yı dinlemeyi severim. Dinlemeyi sevdiğim birinin hayatı hakkında bilgi edinmek istediğimde öğrendiklerim böyleydi.
Ne kadar hüzünlü başlasa da sonrasında Hafız olmak, bir çok kişi tarafından tanınmak
Ve bir çok kişinin hayranlıkla dinlediği bir isim olmak hüznün mükâfatı gibi duruyor.



Çok severim bu ilahiyi, özellikle de çok sevdiğim Kani Karaca'nın sesinden dinlemeyi..


Münib Engin Noyan

Ya Mukaddim! Sen her şeyi varlığından önce takdir edersin. Sen her işin başını ortasını ve sonunu bilirsin. Ben sevdiklerimi sen var ettikten sonra sevdim. Sen ise sevdiklerimi benden önce sevdin ve sevdiğin için var ettin. Ben kendimi sen var ettikten sonra bildim. Sen ise beni var olmamdan önce bilirdin. Uğradığım her yerde zaten sen vardın. Sensin Mukaddim, dilediğini öne alır dilediğini sona bırakırsın. Önce yaptıklarımı sonra yapacaklarımı bağışla, başka ilah yok, ancak sensin Allahım. (M.E.NOYAN) Bir arkadaş, Münib Engin Noyan'ın Esmaül Hüsna'sından alarak yazmış. Ben de arkadaş da gördükten sonra paylaşmak, hatta o kadar güzel ki bir yerlere not edip okumak istedim. Peki bu alıntı Münib Engin Noyan'ın adını görür görmez bana neyi hatırlattı dersiniz. Bloguma sıklıkla düşen, ''Münib Engin Noyan nereli?'' sorusunu. Wikipedi gibi bir çok güzel kaynak varken neden benim bloğum? diyor insan, cidden. Google'ı da Ramazan etkiledi galiba :) Ma…

Ozpack

Okul hayatım defter kitabı elimde taşımakla geçti desem yanlış söylemiş olmam.  Çantam ağırlaşacağı için sevmezdim kitaplarımı koymayı ve genelde defter boy çanta taşımazdım. Biraz da dağınık bir öğrenci olduğumdan defterimi yanlışlıkla ters tutsam içinde ki tüm notlarım dökülürdü.  Sonra otobüse bindiysem ve oturacak yer yoksa vay hâlimeydi  Bu durum okul bitene kadar ve hatta bittikten sonra da değişmedi. 

Şimdi gelelim esas mevzuya...  Geçenlerde emilianata blogunun ozpack çekilişine katılmıştım, kazanmışım  Çok mutlu oldum ama bir yandan da dedim ki, bizim zamanımız da neredeydin Ozpaackkkk  Biz de niye yoktu :) Tüm okul hayatının cefasını biz çekerken sefasını neden yeni nesil sürecekti ya da vardı, vardı da niye bizim haberimiz yoktu :( Hayır o değil defteri kitabı çantaya koymaktansa bu şirin Ozpacki taşımak çok daha keyifliyken  Biz bu zevkten niye mahrum kalmışız. 

Bu sorular şöyle bir dursun...
Gecikmeli de olsa tanışmış olduk Ozpack'le, ben mutlu inşallah artık oda mut…

Güneşden Gelen

Güneşin doğuşunu-batışını izlemeyi severim.
Bazen gözümü acıtmasını
Bazen sıcağıyla beni terletmesini
Bazen de yorgunluk katmasını severim.
Varlığımın ve varlığının bir göstergesi olduğunu hissettirir.
O varsa ve ben bunu hissedebiliyorsam bu eşsiz güzellikten şikayet etmem.
Etmemeye özen gösteririm,
Kış mevsimini yaz mevsiminden daha çok sevdiğimi söylemem.
Söylesem dahi önce yazı seviyorum evet ama, ile başlar cümlelerim.
Varlığı ile varlığımı hissettiren bir nimetin
Kalbi kırılsın istemem.


Güneşe duymaya çalıştığım bu hassasiyeti insanlara karşı da duymaya çaba gösteririm.
Bazı zamanlar karşılıklı güzel sonuçlar alırız.
Ama,
Mesela
Düşündüğü kadar düşünülse insan,
Hassasiyetleri karşılığı ile cevaplansa,
Duyguları negatife değil de pozitife yönelse
Güzel düşünmek bu kadar mı zorlayıcı diye önce kendi istişare etse...
En çok bunu demeli insan kendine,
Kalp kırmadan önce iki defa düşün, diye.
Ama işte bahaneler bahaneler...

Evet bu bir şikayet.
İç döküş,
Belki de bir mesaj.
Y…

The Paradise

Geçen gün #canımseyhan muhteşem film tadında bir dizi tavsiyesinde bulunmuştu, yorumunu okumak isterseniz, ki istemelisin buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Uzun zamandır bu kadar keyifli bir dizi izlemedim desem, yeridir.
Acaba ne olacak buradan sonra nasıl devam edecek diye diye bir sezonu tek gecede tüketebiliyorsunuz.
Oysaki bölümleri tek tek, keyifle, merak içerisinde izlemek lazım :)

Dizi şöyle başlıyor; Denise, Lovett amcasının yanında çalışmak için amcasının yaşadığı şehre gelir.
Fakat amcasının durumunun çok da iyi olmadığını öğrenerek tam karşısında bulunan amcasının haz etmediği Moray'ın yanında, The Paradise'de işe başlar. Denise'in satış da ki yeteneği, hızlı düşünüp olaylar karşısında çabuk çözümler üretmesi onda ki ışığın kısa süre içerisinde herkes ve Mr. Moray tarafından fark edilmesini sağlar.
Ve hikayenin heyecan verici dakikaları buradan sonra devam eder.



Dizide en çok Denise'in gülüşünü, isminin söylenişini ve Moray ile bakışmalarını sevdim,
Mr.…

Tevafuk

Geçenlerde bir arkadaşla sohbet ediyorduk.
Tesettür üzerine değildi ama, bir an nasıl karar verdin? diye sordu.
Nereden başlayacağımı bilemedim.
İlk adım çok istemekti.
Çok istedim.
Hem emek, hem mücadele verdim diyebiliyorum çünkü.
Ailem asla karşı değildi ama hala anlayamadıkları şeydir zamansız buluşları.
Bunun bir zamanı varsa bile gelmiş geçiyordu çünkü.
Hala unutamadığım ve etkisinde kaldığım bir olayı anlattım arkadaşıma.
Çok istediğim, ama bir o kadar da yorulduğum bir gündü.
Kafam da milyon tane acaba ile okuldan çıkmış arkadaşımla otobüs durağına yürüyorduk.
Tam yolu yarılamışken telefonum çaldı.
Telefonda ki bayan, Yasemin hanım pardesünüz hazır, buyrun gelin alın! dedi.
Ben -Allah Allah öyle bir sipariş vermedim. Dememe rağmen, ısrarla,
Siz Yasemin hanım değil misiniz diyor,
Evet diyorum ben Yasemin.
Numaramı söyleyerek, bu numara size ait değil mi diyor.
Evet diyorum bana ait.
O zaman pardesünüz hazır, buyrun gelin alın diyor!
Israrla.
Ve defalarca tekrarlıyor.
Yok diyoru…

Sarıkadı Cami

18.yy. sonlarında yapılan; taş temelli, ahşap hatıllı, kerpiç duvarlı bir Cami'den bahsedeceğim.
Adı benim için Camlı Cami olarak kalan fakat asıl adı, Sarıkadı Camii olan bir Camii'den. Hani o yaşanmışlıkların sinmiş olduğu bir koku vardır. Ne olursa olsun değişmez o koku ve biz sadece hissederiz, kendi içimizde düşüncelere dalmamıza sebep olur.
Tam da o duyguları tatmamıza vesile olan bir Cami burası.

Cami bahçesinde Mimarzade Esseyit Yahya Efendi ve aile kabristanı bulunuyor. Bahçesinin dahi havası bir başka. Yani aslında Cami'nin ruhunu hissetmek mümkün. Caminin dışarıdan muazzam güzellikte bir görüntüsü var ama bu görüntünün dışında bir de içinde ki sütunların ve tavanda gördüğümüz ahşap oyma sanatının kullanıldığı hayran olunası eserler var.
Sonra, onca güzelliğinin yanında namazdayken içeri yansıyan güneş ışığı var. Ardında da bir çok şükür. Cami'ler, özellikle tarihi Cami'ler manevi duygularımızı tazelemek adına ihtiyaç duyduğumuz en kıymetli yerler..

Öz…