Her zaman kendine güvenen bir insan oldum.
Belki de fazla güvenen…
Bazen bu güven, attığım adımlarda destek almamaya sebep oldu.
Bazen dik başlı biri gibi görünmeme…
Bazen de insanları dinliyormuş gibi yapıp aslında hiç dinlemememe.
İnsan “ben büyüdüm, ben bilirim” dedikçe yanılıyormuş meğer.
Benim de her zaman doğru bildiklerim vardı.
Hatam yoktu ki ders alayım.
O derece bir güven…
Kendime öyle çok güvenirdim ki, evlenmek gibi önemli bir konuda bile şöyle düşünürdüm:
“Ben mutlu olmayı biliyorum nasıl olsa, üstesinden gelirim. Önemli değil.”
İnsan Bazen Başkalarının Gördüğünü Göremez!
Evlenmeden önce evleneceğim insanı görenler hep bir duraksadı.
“Emin misin?” dediler.
Ama onların gördüğünü göremeyecek kadar, söylediklerini duymayacak kadar kapalıydım dışarıya.
Ben biliyordum ya…
Sonra evlendim.
Ve hayatımda ilk kez kendimle gerçekten yüzleşeceğim zamanlar başladı.
Uzun gecelerim oldu.
Kimseye anlatamadığım uzun gündüzlerim…
Günler geçmek bilmezdi bazen.
Bir süre sonra herkesin bir noktada kapıldığı o düşünceye ben de kapıldım.
“Bir çocuğum olsaydı…”
Belki o zaman mutlu olurdum.
Belki zamanı gelmişti.
Bir kızımın olmasını çok isterdim.
Ve oldu.
Çok şükür…
Dünyalar güzeli bir kızım oldu.
Uzun gecelerime eşlik eden,
Gündüzlerimi güzelleştiren bir kızım…
Hayatım renklendi.
Ömrüm güzelleşti hiç şüphesiz.
Ama yine de…
Bir şeyler eksikti.
İşte o zaman anladım.
Ben kendimi tanımaya daha yeni başlıyordum.
Hep “Ben bilirim.” derdim ya…
Meğer ben hiçbir şey bilmiyormuşum.
O zamanlar öğrendim kendimle yüzleşmeyi.
Ve belki de bu, hayatımın en önemli başlangıcıydı.






