14 Mayıs 2016 Cumartesi

Emri Olur

Mekke de Vahşi adında bir köleye..
Bir gün efendileri, zengin olmak istemez misin? ey Vahşi diye gelirler.
Vahşi; canım dışında ne isterseniz kabul, der.
Kölenin sahipleri ondan Hz. Hamza'yı öldürmelerini ister.
Savaşlara zırhsız giden cesur Hz. Hamza'ya Vahşi'nin mızrağından çıkan bir ok saplanır.
Uhud savaşında Efendimiz (s.a.v)'in amcası Hz. Hamza şehit olur.
Gün gelir, zaman geçer...
Efendimiz (s.a.v) inen üç ayet delili ile Vahşi'yi Müslümanlığa davet eder.

Vahşi Taif'de Müslüman olur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in kapısına gelir.
Şehadet etmeye geldim, şahitlik et.
Beni yıldızlarından say der..
Peygamber Efendimiz (s.a.v) cevap verir...
Gel ama şöyle sesin uzaktan gelse...
Gözlerimiz gözlerimizi uzaktan deyse...


Sonrasında Resulullah (S.A.V) vefat edecekti…
Mescit öksüz,
Mescit yetim,
Mescit sahipsizdi sanki,
Hazreti Vahşi söz vermişti ya yaklaşamıyordu mescide
Sanki Resulullah (S.A.V) hep oradaydı.

Ve bir gündü…
Hazreti Vahşi mescit arkasındadır,
Yine üzgün,
Gözleri yaşlı,
Özlüyordu çünkü
Dokunamamıştı Resullah'a (S.A.V) ya…

Ve o dem bir ses yükseliyordu
Vahşiii…!
Ne bekliyorsun? Mescit seni bekler,
Gir artık mescide,
Sanki zaman durmuştu,
Sanki mekan yok olmuştu,
Vahşi huzurdaydı..
Sonra Vahşi'nin halini anlatan bu eser hasıl olur...

Taş bassın yerime dedi gönlüne..
Emri olur başım gözüm üstüne..

Bakmasın demiş birdaha yüzüme..
Emri olur inansın bu sözüme..

Almasın demiş adımı diline..
Vay ben ölem atsın toprak üstüme..


Vahşinin imtihanı da böyleymiş.. diyebiliyoruz ama ne nasip, ne nasipsizlik değil mi...


10 Mayıs 2016 Salı

Masum Görünen Boyama Kağıtları

Geçenlerde bir arkadaşımın çocuğu boyama kağıtları çıkarmamı istemiş.
Barbie, winx, vidya tinkerbell falan yazmış minicik elleriyle, annesi aracılığı ile göndermiş.
Karakterleri Google'da aratınca şok oldum!



Şöyle düşündüm bir an.. çocuğum olsa ve böyle resimler boyasa çok utanırım.
Saçım açıkken cama dahi yaklaşmıyorum çünkü.
Yeni bir kıyafet giyiyorsam uygun olup olmadığına defalarca bakıyorum.
Kendimi olabildiğince korumaya çalışıyorum.
Ama düşünün..
Bu resimleri ve karakterleri 7-12 yaş aralığı çok seviyor.
Bu karakterlerin kırtasiyelerde kalem, silgi not defterlerinde ve bir çok eşyada baskıları mevcut.
Her yerdeler.
Resmen çocuk yetiştirmenin, anne baba olmanın zor zamanlarında mücadele veriyor bir kesim.
Bir kesimde ne olduğunu anlayamadan çocuğu başka dünyalara farklı hayatlara kapılıp gidiyor.
Toplum olarak bazı şeyleri meşrulaştırıyoruz.
Sonra eksiklerimizin, nasipsizliklerimizin nereden geldiğini bulamıyoruz.



9 Mayıs 2016 Pazartesi

Hafta-Sonları

Evlendikten sonra kendime hiç zaman ayıramaz oldum.
Hayır, asla şikayet etmiyorum.
Binlerce kez şükür!
Sadece...
Eskiden ayaklarımı uzatır saatlerce otururdum,
Sonra evi bırakıp kapıyı çeker gezmelere giderdim.
Şimdi durum tamamen değişti.
Bazen siz hiç gezmiyor musunuz?
Bir yerlere gitmiyor musunuz? diye soruyorlar.
Hayır efendim! yok öyle bir dünya diyorum boynumu bükerek..
Biz esas evlendikten sonra gezmemeye, hatta mümkün oldukça evde zaman geçirmeye gayret gösteriyoruz.
Çünkü hafta içleri bitmeyen ev işlerimiz, yetişmeyen yemeklerimiz oluyor.
En azından hafta sonları hafta içi hazırlığı yapıp biraz rahatlamaya çalışıyoruz.
Yani öyle hem çalışan, hem bir kaç tane çocuğu ve evi tertemiz olan kadınlar genelde mucizevi, veya da çok zengin oluyorlar :-)
Milli piyango çıkması hayalimiz olmadığından vede ne eşimin nede benim mısır da dedemiz bilumum amcamız, dayımız olmadığından şimdilik hafta sonlarımızı böyle değerlendiriyoruz :-)
Evlendin sen artık? ne bekliyordun diyenler burada da olursa, ki olabilir.
Cevabım yine aynı olur, bu kadarını beklemiyordum :-)


4 Mayıs 2016 Çarşamba

Zimem Defteri

Osmanlı zamanında zimem defterleri olurmuş.
Zenginler Ramazan ayında tebdili kıyafet hiç tanımadıkları yerlerde tenha gördükleri dükkânlara gider, zimem defteriniz var mı? diye sorarlarmış.
Onlarda çıkarınca defterin başından şu kadar kişi, veya ortasından, yada sonundan diyerek hiç tanımadıkları insanların borcunu öder kim olduklarından bahsetmezlermiş.
Giderken de; "Allah kabul etsin" der çeker giderlermiş.



Borcunu ödeyen kimin borcunu ödediğini,
Borcu ödenen de kimin borcunu ödediğini bilmezmiş.
Sırf Allah'ın rızasını kazanmak ve ihtiyacı olanın sıkıntısını gidermek amacıyla,
karşılık beklemeden, gösterişten uzak, verebilmenin Allah'ın lütfu olduğunu bilerek verenler buna şükrederlermiş.


Çok güzel bir adet...
Şimdilerde de inşallah uygulanıyordur.
İnşallah bizlere de uygulamak nasip olur.

3 Mayıs 2016 Salı

Kandil

Latince'ye Candela, Arapça'ya Kındil, Türkçe'ye Kandil olarak gelen bu kelimenin çok güzel bir geçmişi var.
Henüz elektriğin bulunmadığı kutsal gecelerimizde Cami minarelerinde ve mescitlerde kandil yakılırmış. Böyle gecelere o zamanlardan ''kandil gecesi" denmeye başlamış.
Daha sonralarında ise halka şeklinde tatlılar dağıtılıp insanlara ikram edilmiş.
Zamanla bu tatlı yerini simide bırakmış ve Osmanlıdan bize miras olarak kalan simit günümüze taşınmış.
Kandil aydınlatmadır ve aynı zamanda aydınlanmadır da..
Esasında önce insanın iç dünyasını, sonra dış dünyasını aydınlatır.



Kandilimiz mübarek olsun !

21 Nisan 2016 Perşembe

21.04.2016

İş yerinde kimseyle çok fazla iletişim kurmayan.
Konuşmayan,
Görüşmeyen,
Kendi halinde takılan bir beyefendi tarafından ziyaret edildim.
Gerçekten çok şaşkınım.


Ve gerçekten çok mutluyum..
Sadece insan olduğum için.
Çıkar gözetilmeden.
Yaptığı işle ve yaptığım işle hiç bir alakası olmayan.
Hiç bir karşılık beklenmeden çay eşliğinde yapılan kısa bir sohbet öyle mutlu etti ki....
Samimiyet nasiple gelen bir duygu kesinlikle.


*Şüphesiz şu hayatta insanın en çok insana ihtiyacı var.





7 Nisan 2016 Perşembe

Halil İbrahim Bereketi

Vaktiyle Halil ve İbrahim isminde iki kardeş varmış.
Halil evli ve iki çocuklu, İbrahim ise bekârmış.
Ortak tarlalarında yetiştirdikleri mahsulü her yıl iki pay edip hasatlarıyla geçinirlermiş.
Yine bir yıl harman yaptıkları buğdayı ikiye ayırmışlar.
Halil taşımak için çuval getirmeye gittiğinde hasadın başında bekleyen İbrahim, abisinin geçimi kolaylaşsın diye kendi payından abisinin payına biraz daha ilave etmiş.
Sonra Halil gelmiş.
İbrahim'e; haydi önce sen taşı ambara, demiş.
İbrahim gittikten sonra Halil;
Kardeşim bekâr, evlenip evini kuracak, onun daha çok ihtiyacı var, diye düşünerek kendi payından biraz daha ilave etmiş.
Ve kalan gidenin payına ilave etmeye devam etmiş.
Akşamın karanlığı çöktüğünde bakmışlar ki hasatları azalmak yerine çoğalıyor.
Hak Teâlâ'nın hoşuna gitmiş bu davranışları.
Öyle bir bereket gelmiş ki, kendileri de şaşırmış.



Bu hikayeyi çok severim.
Elhamdülillah, ailem en büyük şükür sebeplerimden.
Ne zaman ablama veya anneme gitsek kesemiz dolu geliriz.
Orada pişen, haneye giren muhakkak bize de düşer.
Bizim de onlara elhamdülillah.
Eşimin ailesinden de aynı şeyleri görünce çok mutlu oluyorum.
Allah razı olsun.
Onlarda bizim gibi düşünüyor.
Allah herkesin kesesine, evine, kazancına, ruhuna Halil İbrahim bereketi versin inşallah.


Ayrıca, şükür sebeplerimiz de bereketli elhamdülillah.
Biriktirdikçe çoğalıyor :-)

Kalbimin kırılan yerlerinden onarılmak isterdim.  İzi silinsin, yaralarım görünmesin. Hafızam yerinde dursun ama beynimin içi sussun isterdi...