26 Şubat 2016 Cuma

Kanadı Kopan Kahraman

Baktığın zaman sende birilerinin kahramanısındır aslında.
Belki bir arkadaşının, belki annenin veya babanın ya da bir hayvanın...

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellâl iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, günlerden bir gün; ülkelerden birinde ailesi ile birlikte 'Kahraman!' adında bir genç yaşarmış. Bu genç çok gezer, az uyur ve gittiği her kasabada halkın gözdesi olur, birilerinin hayatlarını kolaylaştırmaya vesile olurmuş. Derede çamaşır yıkayan, çeşmeden su taşıyan, tarlada çalışan genç kızların ve gören, duyan herkesin yüreğini okşayan bir güzelliği varmış Kahraman'ın. Dillere destan olan temiz kalbi, ay gibi parlak, su gibi berrak olan güzel yüzü ve upuzun boyu ile görenleri hayran, göremeyenleri ise merakta bırakırmış.

Kahraman etrafında olan onca insana rağmen sevdasına tutulduğu, aşık olduğu kızı görünce yüzü aydınlanır ve gözleri ışıl ışıl olurmuş. Etrafta bu durumu hisseden bazı insanlar varmış ama bu aşk onlar için o kadar imkansız görünüyormuş ki dile getirmeye, isimlerini yan yana söylemeye korkarlarmış.
...
Burada kalmış hikayem.
Taa 2012 yılının Mayıs ayında karalamışım bu satırları.
Minik yeğenime canım Şevval'ime anlattığım için, olur ya ilerde bir gün açar okur belki,
'Canım teyzem, güzel teyzem' der, iyi ki varmış diyip dua eder diye not etmişim :)
Devamını da 2016 yılının şubat ayında getireyim madem ^^
...
Sonra bir gün Kahraman'ın hayatında var olan insanların korkuları gerçek olmuş. Allah onları korktukları ile imtihan etmiş. Kahraman sevdasından vaz geçip, sevdiği insanı yarı yolda bırakmış. Hayat buymuş evet ama güven verip, sevgi aşıladıktan sonra da bir insanı yarı yolda bırakmak kahramanlara yakışmazmış. Sevdasına sırtını döndüğü zamanın üzerinden yıllar gelmiş geçmiş. Gel zaman git zaman uzun süre ortadan kaybolan Kahraman'ın hayatından köye haberler ulaşmaya başlamış. Ve köy halkı öğrenmiş ki.. Kahraman, Kahramanlığından gitmiş, kırılmış kolu kanadı. Yarım kalmış kendine. Çok üzülmüş evet ama gidişinin, sevdasından vazgeçişinin de bir sebebi varmış. Sevdiği kızın babası sert görünümlü bir köy ağasıymış. Kahraman'ı sevdiği insanların canıyla, malıyla tehdit etmeye başlayınca, dayanamayıp gitmek zorunda kalmış. Yarım kalmış, kanadı kırılmış belki ama gittiği yerde insanlara yardım etmekten vazgeçmemiş. Sevgisine olan sadakatine zarar vermemiş. Bencilce yaşayıp sadece kendini düşünmemiş.


Diye devam etmiştim..
Şevval küçüktü anlamamıştı belki ama, eminim o da benim gibi aklında bir yerlere not etmişti ^.^




23 Şubat 2016 Salı

Yasemin'sel Mevzular

Fotoğraftaki beyefendi evlendikten 6 ay sonra tartıldığında 15 kilo aldığını, fotoğraftaki bayan ise evlendikten sonra tam tamına 5 kilo aldığını görerek önce şoka girer ve sonra diyete başlar.
Geçen gün uzun zamandır giymediğim pantolonu deneyeyim dedim.
Gerçekten inanamadım.
Önceden olsa annem yüksek dereceli ısıda yıkamış der geçerdim.
Ama kendimde ki değişikliğe bir türlü alışamadım.
Tabi ki ilk işim yenilen içilen şeyleri kontrol altına almak oldu.
Öyle tostmuş, makarnaymış bekar evi gibi beslenmek yok.
Her akşam anneme gidip düzenli yemek yemek lazım :)
Sabah kahvaltılarını kendi aramızda hallederiz ^^


Şaka bir yana,
Düzenli beslenmek ne kadar zor.
Eve akşam 7'den önce giremiyorum.
7'den sonra yemek yaptım, yedik, topladık demem 8-9 arasını buluyor.
Ya sonra...
Dinleneyim, uyuyayım, kendime vakit ayırayım falan kalıyor ama benim o saatten sonra bunlara da mecalim kalmıyor.
Kitap okuyamamanın vicdan azabını artık saymıyorum.
Bekleyen ütülerle her akşam bakışıp, lütfen artık bakmayın utanıyorum ^.^ hafta sonu görüşeceğiz demekten de sıkılıyorum.
Ve 
Bende artık deterjan kokmak istiyorum :)


Görenler zorla çalıştığımı düşünür ama işin aslı öyle değil. Aynı şeyleri annemle konuştuğum zaman, çık bir hava al bunaldın herhâlde, diyor. Veya ben gündüz gideyim mi evine, sana biri yardım etsin istersen diyor.
O zaman bizi ekonomiye kazandıran büyüklerimizi daha çok anıyorum işte.

Neyse, biraz olsun döktüm içimi bu sayede..
Şimdi iş yeri işimin akşamda evimizin işinin başına döneyim :-(



4 Şubat 2016 Perşembe

Firik

Kısaca yeşil buğday denilen bir tahıl türüymüş.
Ayrıca bulgura eşdeğer faydaları da varmış.
 
Bazen değişik tatlar denemeye ihtiyacım olduğunu hissediyorum.
Girişimde de bulunuyorum.
Fakat yine bazen ne yazık ki sonuç alamıyorum.
Firik pilavı da denemek istediğim bir tattı.
 
2 kişilik ölçülere göre,
 
Biraz zeytinyağına, küçük bir soğan doğrayıp kavurdum.
Ardından 3 tane yeşil biberi doğrayarak kavurmaya devam ettim.
Yarım su bardağı doğranmış domates ilave ettikten sonra,
Yarım su bardağı firik,
Yarım su bardağı bulguru karıştırdım.
 
 
Yapım aşamasında sıkıntı olduğunu düşünmüyorum ^.^ (burası özgüven patlamasının yaşandığı nokta, sanarsın mutfakta on numarayım:))
Eşimle birlikte sadece şuna kanaat getirdik.
Damak tadımıza hiç uymuyor.
Güzel evet ama piştikten sonra değişik kendine has bir kokuya sahip oluyor.
 

Esasında çok hevesle yapmaya başlamıştım ama firik maceramız böylelikle burada sona erdi :)

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...