4 Haziran 2017 Pazar

İmtihan

Doğum iznine ayrılmadan önce en büyük isteklerimden biri evde ayaklarımı uzatıp çayımı kahvemi elime alıp bilgisayar, kitaplık ucunda pineklemekti.
Hayırlısını istemek o kadar önemli ki ...
İzne ayrılışımın 4. Haftasına geldim.
Günlerim preeklampsi korkusu ile geçiyordu. Elimde tansiyon aleti ile geziyordum. Dışarı çıkma sebebim ise ya anneme yada doktora gitmekti ...
40. Haftaya geldik elhamdülillah.
Durumum değişmedi ama gündemim değişti.
Hayatım da tarif edemediğim bir çok duyguyu aynı anda yaşıyorum.
Kelimeleri bir araya getirip cümle kurmaya korkuyorum.
Eşimin rahatsızlığının adını duyduğumdan beri ne uyku, ne doktor, ne doğum hiç bir şey düşünemiyorum.
En büyük ilacım dua.
Dua ile ayakta duruyorum.
Doktorun, doğumuna en fazla 3 hafta kalmış birinin eşinin gözlerinin içine bakarak kurduğu cümleleri, bize karşı bakışlarını...
Ve eşimin, biz bebek bekliyorduk hala rüyada gibiyim dediğini  hiç unutmayacağım..
Bir kaç hafta içerisinde unutamayacağım çok şey yaşadım.
Rabbim yaşadıklarımızı unutturacak daha büyük acılar vermesin.
Önümüzde uzun bir tedavi sürecimiz var...
Ama onun dışında bizi nelerin beklediğini elbette bilmiyoruz.
Sadece dua edip bekliyoruz...
Allah tüm hastalara içinde de eşime şifa versin sağlık, sıhhat versin inşallah...


16 Mayıs 2017 Salı

Beklemedeyiz

Uzun bir ara verdikten sonra yazmak en zoruymuş.
İnsan nereden başlayacağını bilemiyormuş..
Buraları çok seviyorum.
Uzaklaşmak hiç iyi gelmedi. Aslında yazdıkça kendime zaman ayırıp, önce kendimle bir şeyler paylaşıyor muşum ki bu çok daha kıymetli.
İnsan aynı anda her şeye yetemiyor.. yetişemiyor da...
Burası benim için durak yeri gibi, yazmadığım karalamadığım zamanların eksikliğini hissettim desem yalan olmaz..

Çalışma hayatı.
Evlilik.
Aile.
Şimdi de minik bir kıpırtı var içimde...
Henüz adını koyamadığımız tatlı bir heyecan,
Çoşkulu sesler var.
Hayırlı, sağlıklı, sıhhatli bir şekilde karşılamayı ümit ettiğimiz minik bir kalp...


#37hafta 
#beklemedeyiz
^.^


23 Aralık 2016 Cuma

Huzursuz Ruhum

Bazen her şeye ve herkese küsesim geliyor.
Tüm kapıları kapatıp oturasım...
Sonra bir zaman geliyor, biraz hava almalıyım diyorum... o da uzun sürmüyor.
Hayatlar, yalanlar, dolanlar, sahte gülümsemeler, samimiyetsizlikler hepsi sanki seçmece gibi bir bakıyorum etrafımda.
Ama kaçacak yerim, gidecek bir köyüm yok... olsa da yok.
Uzun zamana bağlayacağım yokluğumun tek sebebi etrafımdaki huzurlu insanların huzursuzluklarıdır. Boşuna üzülmeleri, benim buna dayanamam, sonra küsüp herkese-her şeye kapılarımı kapatma istediğimde oradan geliyor... ama velhasıl elden bir şey gelmiyor.
Ruhum huzursuz..
Kalbim en mutlu olması gereken zamanda çok mutsuz.


Böyle zamanların geçmesini istediğimde, bir otobüse binip saatlerce yolculuk etmek, nefes almak istediğim zaman da, müsait bir yerde durur musunuz... demek istiyorum...

31 Ağustos 2016 Çarşamba

1. Evlilik Yıldönümümüz


Sevgili eşim hediye konusunda uzmanlığa sahip. 
Leb demeden leblebi dediğimi, 
Ç'demeden çiçek dediğimi anlar 😊
Halk arasında benim gibilere 'nankör', eşim gibilere ise 'yaa ne düşünceli adam' deniyor.
Aslında hevesini kırmadan güzel bir dille hediyenin büyüğünün veya küçüğünün olmayacağını her defasında anlatmaya çalışıyorum ama bir türlü orta yolu bulamıyoruz. 
Yani ağzımı tek taş yüzükle falan açabilirim ama esasında gönlüm eline alıp eve geldiği minik bir çiçekte.. Bana özel olarak düşündüğü manevi değeri olabilecek küçük bir hediyede. 
Henüz o aşamaya gelemedik ama inanıyorum.. Bir gün başaracağız 😜 

Hepsi bir kenara, düşünülmek değer verilmek çok güzel.
Evlendikten sonra insan daha iyi anlıyor.
Çünkü insanın hayatı evliliğine göre şekilleniyor.
Batı kültürü ile yetişmediğimizden olsa gerek, eşinin eteklerinde gezinen hem kadın hem erkek oluyor.
Ben veya sen demeden önce biz demeyi hiç bir zaman unutmuyoruz.
Biz dedikçe de mutlu oluyoruz.

Hiç bir zaman hediyenin ne önemi var.. dememeye gayret ediyorum ^^
Evet bir önemi yok, biliyorum.
Ama hatırlanmayı çok seviyorum.

Neyse efendim, konu evlilik yıldönümü hikayemizle başlayıp hediyenin önemi ile bitti, bunu nasıl başardım bilmiyorum :-)

23 Ağustos 2016 Salı

Yunus Emre Trt 1

Ahh bu dizi...
Tekrarını dahi izlemeye niyetliyim.
Evimizde televizyon yok.
Çoğu zaman telefondan ara ara da bilgisayardan izledim ama şöyle dev ekranda izleyip kendimi içindeymiş gibi hissetmek isterdim.
O kadar çok sevdim.



Nefis ile imtihanın zorluğunu,
Edep kavramının o zarafet dolu hoşluğunu,
Aşkı ve güzel ahlakı en güzel şekliyle anlatan, İslam tasavvufunu yücelten isim Yunus Emre. Severim ben seni candan içeri... demiş ya, daha ne olsun :-)


Ayrıca bu diziden sonra evdeki eşyalar o kadar fazla geldi ki gözüme..
Eski zamanların sadeliği bizim kalabalık şıklığımızdan çok daha güzelmiş.
Her şeyi, her sahnesi çok güzeldi.

Hatta dizinin son bölümünü izleyene kadar yeni sezon için bir acabam vardı açıkçası :-)

Eşim sınav döneminde olduğu için izleyememişti, sırf izlesin diye eşlik edeceğim ^.^

İzlemeyenlere cânı gönülden tavsiye ederim....

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...