31 Aralık 2011 Cumartesi

       

         Uzun yıllardır hep aynı semtte ikamet ediyoruz. İster istemez insan çevresinde ki insanları konuşmasa dahi kim olduklarını az çok öğreniyor.

        Yıllar önce bir yaz günü çocuklar toplarıyla oynarken onların seslerine istinaden şöyle bir balkondan baktım. Benim babası zannettiğim birinin yanında dört-beş yaşlarında minik, güzeller güzeli bir erkek çocuk duruyordu. Herkes oyun oynarken onda tuhaf bir hüzün olduğunu farketmemek için insanın tüm duygularını kaybetmiş olması gerekirdi sanırım.

Acaba neye üzülmüştü.
Babasımı kızmıştı.
Neydi ki onu şen kahkahalı oyundan mahrum bırakan hüzün...
Derken öğrendim ki o tatlı mı tatlı çocuk yakın zamanda annesini ve babasını kaybetmiş.
Amcasıyla beraber yaşıyorlarmış ve o minicik yaşında kendisine sorumluluklar yüklemiş.

         Bu durumu öğrendikten sonra daha çok dikkatimi çekti. Ondan sonra ki karşılaşmalarımızda da onu mutlu göremedim. Oyun oynamasına dahi denk gelemedim. Belki de ben görmedim.
Allah'ım n'olursun bir kez yüzünün güldüğünü göreyim! Derken...
Zaman çabuk geçiyor geçmesine de hüznün rengi hiç mi değişmiyor.
O çocuk büyüdü.
Şimdi hemen hemen on yaşında vardır.
Ama hala onun yanında arkadaşa dair birini göremedim.
Onun oyun oynadığını da göremedim.
Ama çalıştığını gördüm.
Kendine yüklediği sorumlulukların hakkını eda etmeye çalıştığını... 
Ve malesef o içinde biriktirdiği hüznün yüzüne yansıttığı tebessümü...
Kaybedilen can'sa elden gelen tek şey dua etmek oluyor.
Onu görünce akla gelen şeylerden biri de elimizdekilerin kıymeti...
Şu ahir ömrümüzde bir kez kavuşabileceğimiz ve sevgisini hiç birşeye
değişemeyeceğimiz anne-baba sevgisi, sıcaklığını, fedakalarlığını...
Elimizde canlı canlı taşıdığımız hazinenin pişmanlığını, eksikliğini göstermesin Rabbim.
Rabbim kimsenin annesini babasını başından, baş ucundan eksik etmesin, ömürlerine sağlık, sıhhat ve bereket versin...
Selam ve dua ile...........


30 Aralık 2011 Cuma

Kitaplarr


OD-İskender Pala
Muhteşem bir anlatımla kaleme alınmış bir kitaptı.
Alıp başka yerlere götürdü çoğu zaman.
Ve hatta tadı damağımda kaldı.. :)
Kitabı okuyan bazı arkadaşlar kitabın başında ve sonunda ki uyumun
güzelliğinden bahsetmişlerdi.
Çok haklıymışlar, muhteşem bir ahenk sergilemiş
İskender Pala.



Gönül Nimetleri-Necip Fazıl Kısakürek
Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.a.v.)'in hayatından,
sahabelerinden ve O (S.a.v)'in zamanında
yaşamış olan insanlardan bahseden,
O zamana dair yaşanmış iyi-kötü herşeyin içinde bulunduğu bir kitap.
Ama açık söylemek gerekirse Necip Fazıl kitaplarını her ne kadar sevsemde
kitap biraz ağır geldi...
Öğrenilecek çok şeyimizin olduğunu düşünürsek
okunulası bir kitap olduğu
aşikar...


İki Cami Arasında AŞK-Mürvet Sarıyıldız
İçinde kaliteli aşklardan bahseden her kitabı seviyorum
Bu kitapta onlardan biri oldu...
Hüzünlendiren, heyecanlandıran ve düşündüren bir kitap.
Mihrimah sultan ile Mimar Sinan'ı
yazarın dilinden okumak gayet keyifliydi :)


Dalkavuklar Gecesi Z Vitamini-Hüseyin Nihal Atsız
Bu kitap sevdiğim bir hocamın yorumundan sonra
merak uyandırdığı için okudum.
Kısaca ölümsüz kötülerin sonu diyebiliriz...
Ve 'iyiki okumuşum' dediğim kitaplardan oldu kendisi.



Genelde kitap almadan önce o kitap hakkında biraz araştırma yapar, yazılan yorumları incelerim.
Bloğumu ziyaret eden sevgili arkadaşlar!
Eğer varsa sizlerinde tavsiye edeceği kitaplar lütfen yorumlarınızı esirgemeyin :)


29 Aralık 2011 Perşembe

Sabır!

Ne çok şey söylenir sabırla ilgili;
“Sabrım taştı”,
“Ben sabır taşı mıyım?”,
“Sabır taşı bile bu durumda çatlar".....

Oysa sabır tahammül değildir; yaşananlar karşısında dişlerini sıkmak değildir..Sabır zorluk geldiğinde Yüce Allah’ı hatırlamaktır. Ardından gelecek kolaylığı beklemektir. İmtihanımızda Allah’ı görürsek, o zaman imtihanı severiz. İmtihan olmamız, Allah’ın Kendisini hatırlatmasıdır, bizi unutmadığının işaretidir. Ne kadar zorluk isabet ederse, Allah’a o kadar yakınlaşırız. Çünkü, “Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 153)

Tahammül acı, sabır ise zevk verir. Allah için sabretmek güzelliktir. Senin için milyarlarca güzellik yaratan Rabb’in için yaptığın bir güzellik.

Söylenen tek doğru söz, "sabrın sonu selamettir"... Gerçekten sabrın sonu selamettir; sabır sonsuz kurtuluştur. "Bugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, ’kurtuluşa ve mutluluğa’ erenlerdir." (Mü’minun Suresi, 111) ayetiyle haber verildiği gibi…

Zahiren kötü bir görüntüyle yüzleşme zamanı geldiğinde gösterdiğin tevekküldür sabır...Bıçak bedene saplanır, acıyı ruh çeker. Ancak insan tam tevekküllü olursa acı duymaz.

Yüce Allah her şeyi birbiriyle uyumlu ve mükemmel yaratmış. Her şey O’nun kontrolünde ve mükemmel bir uyum var. Şeytanı da insana açık bulup sokularak vesvese verecek şekilde yaratmış. Şeytan zehirdir, ancak Allah, Katından bir rahmet olarak panzehiri işaret eder; O’na sığınmak...

Bediüzzaman’ın sözlerindeki gibi:

“Din bir imtihandır. İlahi sorumluluk bir tecrübedir. Sonuçta, yüksek ruhlar ile aşağılık ruhların birbirinden ayrılması içindir. Nasıl ki bir madene ateş veriliyor, sonuçta elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılır. Aynı şekilde bu imtihan yurdunda mevcut olan ilahi sorumluluk yarışmaya sevktir ki; insan madeninde bulunan üstün cevher ile aşağı unsurlar birbirinden ayrılsın. Madem Kuran, bu imtihan yurdunda bir tecrübe konumunda, bir yarışma meydanında insanlığın ilerlemesi için indirilmiştir.”

İşte kainattaki şerler, zararlar, imtihanlar, şeytanların ve zararlıların yaratılışları şer ve çirkin değildir. Küçük- büyük zorluklara sabır göstermenin çok önemli/hikmetli sonuçları vardır…

Yüce Allah bize belli vakitlerde randevu verir. Namaz vakitlerinde Allah ile randevuya gidiyor, ancak sabretmemiz gerektiğinde yapmıyorsak, Allah ile olan randevumuzu kaçırıyoruz demektir. Vakti geldiğinde, dua, hamd, şükür, tevbe etmek gerekir. Karşılığında da Allah bütün ağırlıkları üzerimizden kaldıracaktır.

Namazı nasıl sahipleniyorsak, sabrı, tevekkülü, şükrü, inanan insanlara sevgi duymayı, hepsini öyle sahipleneceğiz. Eşit olarak, ayırdetmeden…

Allah’ın kaderine saygısızlık olmaz. Emir her an bizim için iniyor. Ve her görüntü bizim için hayırla yaratılıyor. Tevekkülsüz davranmak, kızmak, üzülmek Allah’ın yarattığı kadere saygısızlık olur.

Allah her konuda sınayabilir. Açlıkla, canlardan mallardan imtihanla... Bunlar sınav başlıklarıdır. İmtihanlara hazır olmak gerekir. İmtihan karşısında göstereceğimiz sabır, alacağımız nottur.

Sınavda alacağımız not bellidir; ona göre hazırlanırız. Ancak Yüce Allah verdiği nimetlerin hiçbirine sınır koymadığı gibi, bizlere vereceği nota da bir sınır koymamış…Ve O’nun dilemesiyle alacağımız yüksek notun karşılığı, sonsuz mutluluk ve güven ortamı olan cennet..Yalnızca bu dünyada her şeye sabretmenin karşılığı olarak insanın dilediği her şey oradadır:

İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. (Furkan Suresi, 75)


-Alıntı-



23 Aralık 2011 Cuma

Ney'hane

Üfle Ey Neyzen yüreğimin iniltilerini duyurayım,Sen üfle yeter ki ben derdimi anlatayım; 'O' da üflemedi mi zaten 'Kendi Ruhundan'Ben 'ben'likten geçişimi haykırayım!...Sanmayın ki içi boş basit bi kamıştanım!
 Diyor Ney'hane sakinleri...
Bu bir tevafuktu;
Yağmur bereketin hasıyla kavuşturduğu bir günde
Gezme, görme, öğrenme çabasındaysanız
Aramadığınız ama kavuştuğunuz şey mutluluksa
Bu bereketiyle gelen yağmurun buluşturduğu ennn güzel tevafuktur....
O kapı da bulmaktır kendini.

Ankara-Hamamönü'nde bulunan Ney'hane ile karşılaşmamız hoş bir tevafuk oldu bizim için.
Hamamönü'nü gezmekteyken kendimizi önünde bulduğumuz Kültür sokağında;
Ney seslerinin geldiği,
Gül kokularının ciğerlerimize işlediğini farkederken
Birden kapısında bulduk kendimizi...


Amaç sadece gül suları kokan, 
insanın içini huzurla dolduran ney kasidelerinin geldiği o kapıyı ve o anı unutmamak,
her gördüğünde hatırlamak, o huzuru resimlerle tahayyül etmek...
Kısaca :) kendince bir hatıra fotoğrafı çekmekken kendisini güler yüzüyle karşılayan bir Ney'hane sahibesiyle göz göze gelmekti tevafuk...

Sıcacık bir mekanda yapılan hoş sohbet.

Karanfil kokan sıcak bir çay içmek.


Ney çalmanın
Göründüğünden fazla emek harcamak gerektiğini,
  

Ve güzel olan şeylere kavuşmak için sadece bir nefes değil,


 Büyük bir sabır, sabırla beraber aşkla bağlanmak gerektiğini belki de unutmuşken
tekrar hatırlamak...


Bu tevafukların en güzeliydi bizim için.
Böyle güzellikler yaşattıran, bizi güler yüzünü eksik etmeyen insanlarla
karşılaştıran Rab'be Hamd-ü Sena'lar Olsun...
ve  
Teşekkürler Ney'hane ...

21 Aralık 2011 Çarşamba

İbn Rumi

رأيت رؤياً عجيبة!.../ ...!acâyip bir rüyâ gördüm!... râeytu ru'yân 'acîbe
رأيت الدهر يجرح ثم ياسو > Gördüm ki zaman yaralıyor, acıtıyor sonra
يعوض او يسلي او ينسي > Telâfi ediyor ya da teselli; veya unutturuyor
ابت نفسي الهلوع لفقد شيء > Kararlı ol tedirgin ruhum, elinden kaçırdığın şeyde
كفى حزنا لنفسي فقد نفسي >Yeter üzüldüğün kendine, kaçırdığın kendindir


şiir abbasi dönemi şairlerinden İbn Rumi'ye ait Aslen Rum olan şair 836′da Bağdat’ta doğdu. Mutedid’in veziri Hüseyin Kasım’ı bir şiirinde yerdiği için zehirletilerek öldürüldü Zehirlendiğini anlayan İbn er-Rumî gitmek için ayağa kalkar. Vezir: “Nereye gidiyorsun?” diye sorunca, “Gönderdiğin yere.” cevabını verir Vezirin “Babama da selâm söyle” demesi üzerine ise “Cehenneme gitmiyorum” diye yanıt verir...


18 Aralık 2011 Pazar

???

Yılbaşlarını severim.
Hicri yıl başımız çoktan geçmiş olsa da,
2012'de .... şunları yapacağım.
Diye başlayan cümleler,
İnsanların ileriye dönük tahayyüllerinin olması,
Yeni yıl için umutlarının olması,
Yeni başlangıçlar için kendilerini hazırlaması gayet güzel.
Amma ve lakin bu başlangıç için markete girmemle çıkmamın bir olmasını sağlayan klasik içki görüntülerinden hiç haz etmiyorum...
Keşke bunun bir çözümü olabilse...
İnsanlar güzel başlangıçlara niyetlendikleri zamanlarını böyle kirletmese
Haram olanı yapmak zorundaymış gibi benimsemese...



14 Aralık 2011 Çarşamba

Bir avuç mutluluk...

Belki kar yok, yağmur da yok ama hava çok soğuk.
İnsanın kemiklerine işleyen kuru bir ayaz var.
Küçük çocukların sırtlarında kocaman montlar, kabanlar, onları soğuktan koruyan ve yürüyüşlerini tatlılaştıran pabuçlar görmek ne kadar güzelse çocukları montsuz,botsuz görmekte o kadar üzücü...
Kocaman insanların dahi bu zor hava şartlarında tir tir titrediğini görürken o minicik canların sadece bir hırka, o kadar şanslı olmayanlarda ise incecik bir penye olduğunu görmek...
Bugün ki tevafuklar hep böyleydi benim için...
Gün, okul yolunda başladı.
Önce otobüse binen en fazla sekiz yaşlarında bir erkek çocuk...
Belli ki oda okul yolunda, sırtında kocaman bir çanta yüzü güzel mi güzel, meraklı ama tatlı bakışları olan bir çocuk...
Sabahın o ayazında üzerinde sadece şapkası olan bir penye ve üşümekte olan bir çocuk...
Daha sonra aynı otobüsle ilerlerken bir çocuk daha, bu sefer babası yanında ama oda sabahın ayazına yakalanan üzerinde sadece bir hırka bulunan tatlı mı tatlı gözleri ve mutlu bakışları olan bir kız çocuğu...
Otobüste ise büyük bir sessizlik...
Ama o minicik canların sessizliği bozan bakışları...
Hüzünlü ama bir o kadar da güzel, temiz yüzlü çocuklar...

Mutluluk onlara da uzak değil aslında,
Her çocuk gibi istedikleri sadece bir avuç mutluluk...




11 Aralık 2011 Pazar

Her ne ki arıyorsun; aradığın ancak sensin...

''Her ne ki arıyorsun; aradığın ancak sensin... İyinin de, kötünün de fidanı senin içinde büyür... Her meyvenin içi, kabuğundan yeğdir... Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir... Alemin varlığını ancak kul olarak anlayabilirsin... Allah Muhammed'i önce kul, sonra resul edindi. 'Abdühü ve resulühü' demekten murat, kulluğun peygamberlikten önde geldiğidir... Allah'a karşı tam kul olmak, varlığa karşı tam hür olmak anlamına gelir... Dünyanın hürriyeti Allah'a kul olmakla mümkündür. Nitekim Hz. Peygamber'in bir adı da Abdullah'tır; yani Allah'ın kulu...''

9 Aralık 2011 Cuma

Genç Osman

Sinemanın adı, tiyatronun tadı...


Soğuk havaların yaşandığı günlerde
zamanı değerlendirmenin en güzel yollarından biri
tiyatro olsa gerek...
Şahsımca sinema her zaman soğuk gelmiştir, 
tiyatro varsa eğer sinema tercih meselesi dahi değildir. 
(Biraz fazla seviyorum tiyatroyu :)))


Kaliteli zaman geçirmenin tadını veren oyunlardan biri ise; Genç Osman,
iki kere sıkılmadan izlediğim bir oyundur kendisi..


''İnsanlığın üstün bir anlayışa yükselmesi
ancak büyük birinin batmasıyla olur bazen.




Halkın gecesine Tanrı'nın uzattığı
yeni tutuşmuş bir meşaledir bu ölüm.
Yüz bin güneş birden ışık salsa,
onun kadar genişletemez bilinç ufuklarını... ''






LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...